Dünya’daki En Sıra Dışı Müzeler!
Bir ülkeyi, şehri, kültürü daha yakından tanımak ya da tarihsel bir yolculuğa çıkmak için yapabileceğiniz en doğru ve keyifli tercihlerden biri, rotanızı müzelere çevirmek olacaktır. Müzelerin sahip olduğu temalar, koleksiyonlar ve eserler sizi geçmişin sayfalarına yolculuğa çıkarırken bambaşka duygular hissettirebilir. Aynı zamanda, keşfetmeye çalıştığınız şehrin, kültürün hakkında önemli ipuçları elde etmenizi sağlayacaktır. Elde edeceğiniz yeni bakış açısı ve kültürel değerler sizi yeni dünyaların kıyısına sürükleyebilir, keyif veren bir yolculukta yeni heyecanlar duymanızı sağlayabilir.
Müze denildiğinde, birbirinden ünlü sanat eserlerinin, farklı konseptler barındıran koleksiyonların sergilendiği, farklı temalarla sunulan etkileyici mimari yapılar içerisindeki bambaşka dünyalara açılan kapı canlanıyor değil mi aklınızda? Dünyanın en çok ziyaretçi ağırlayan müzelerine baktığımızda, zihnimizde tüm müzelerin benzer şekillerde ve aynı konseptlere sahip olduğu varsayımında bulunuruz.
Peki bir müzede sergilenmeye değer bulunan eserlerin çok özel, çok değerli, ünlü ya da klasik olmak zorunda mı? İnanılması güç olsa da, müzelerde sergilenen eserlerin uyması gereken hiçbir genel veya özel kriter yok. Bu sebeple, dünyadaki bazı müzeler birbirinden ilginç ve farklı konseptler ve koleksiyonlar eşliğinde ziyaretçilerine kapı açarak ilgi çekmeyi başarmışlar.
Dünyanın en ilginç müzelerini daha yakından tanıdığınızda, sergilenen objelerin çeşitliliği ve bu müzelerin arkasındaki hayal gücü sizi gerçekten şaşırtabilir. Fakat, sıra dışılık dendiğinde hayal gücümüz biraz zorlanabilir. Bu nedenle, listede yer alan bazı müzeleri gezmek için hem sağlam bir psikolojiye sahip olmanız gerekebilir. Klasiklerin dışına çıkıp, ilginç bir deneyim sunacak müzeleri tanımak istiyorsanız sizinle keyifli bir yolculuğa çıkacağız şu an. Hazırsanız, hadi kahveleri hazırlayın başlayalım…
1. Kırık Kalpler Müzesi, Zagreb

Hırvatistan’ın Zagreb şehrinde bulunan Upper Town bölgesinde yer alan Kırık Kalpler Müzesi, konsepti nedeniyle dünyanın en ilginç müzelerinden biri. İsminden de anlaşılabileceği üzere, bu müzede sona ermiş insan ilişkilerinden geriye kalan eşyalar sergileniyor. Üstelik, söz konusu eşyaların yalnızca bir aşk ilişkisinin hatırası olması şart değil. Yaşanmışlıklarla ve tecrübelerle dolu her tür ilişkiden kalan eşyaları müzede görmek mümkün. Kurutulmuş çiçekler, mektuplar, yastık kılıfları, kırık bardaklar, buzdolabı magnetleri, yıllarca saklanmış bir saç teli, oyuncaklar, gelin buketleri… Kırık Kalpler Müzesi’nde sergilenen tüm nesneler, size bir sebepten mutlu sonla bitmemiş ve geride sayısız iz bırakmış ilişkileri hatırlatıyor.
Kırık Kalpler Müzesi’nin kuruluş öyküsü de oldukça ilginç. Müzenin kurucuları olan Olinka Vištica ve Dražen Grubišić, 2003 yılında dört senelik ilişkilerini sonlandırmaya karar vermiş. Bu ayrılık sürecinde de aralarında şakalaşırken ilişkilerine dair eşyaları bir müzede sergileme fikrini ortaya atmışlar. Zaman içinde hem kendi eşyalarını hem de yakın arkadaşlarının onlara verdiği eşyaları bir araya getirmeyi başarmışlar. Bunun üzerine, 2006 yılında, Kırık Kalpler Müzesi kapılarını ziyaretçilerine açmış.
Kırık Kalpler Müzesi bembeyaz duvarlarıyla görünüm açısından bir sanat galerisini andırıyor. Sergilenen eşyalar arasında çok tanıdık olanlar da var, sizi oldukça şaşırtabilecek olanlar da. Zaten müzedeki koleksiyonun genişlemesi de bağışlar yöntemiyle ilerliyor. Dileyen herkes, sona ermiş ilişkilerinden kalan objeleri müzeye bağışlayabiliyor. Eşyalar da hikayeleriyle birlikte sergilendiği için, müzenin ziyaretçileri her bir objenin oraya gelene dek neler yaşadığını öğrenebiliyor. Siz de yolunuz Zagreb’e düşerse bu yaşanmışlıklara tanıklık etmek için Kırık Kalpler Müzesi’ni ziyaret edebilir, sergilenen eşyaların hüzünlü anılarına şahitlik edebilirsiniz.
2-İşkence Müzesi, Amsterdam

Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da yer alan İşkence Müzesi, gezebileceğiniz en korkunç ve hüzünlü müzelerden biri. Bu müzede sergilenen her bir eşya, alet ya da obje; hem Avrupa’nın hem de insanlık tarihinin en kasvetli ve karanlık yönlerini gözler önüne seriyor. Aslında, dünyada işkence teması üzerine kurulmuş tek müze burası değil. Ancak hem içindeki ürpertici atmosfer hem de gerçek koleksiyonlar nedeniyle, Amsterdam’daki İşkence Müzesi ziyaretçiler tarafından yoğun ilgi görüyor.
İşkence Müzesi’ne adım attığınızda tarihin tozlu sayfalarında yaklaşık beş asır geriye gidiyor ve Avrupa’nın Orta Çağ karanlığına giriş yapıyor olacaksınız. Müzede sergilenen koleksiyonlar içerisinde kırktan fazla işkence aletini görebilmeniz mümkün. Söz konusu aletler, Orta Çağ döneminde hüküm sürmüş iktidar yöneticilerinin çeşitli sebeplerden suçladıkları kişileri cezalandırmak ve idam etmek için hangi yöntemlere başvurduğunu da gözler önüne seriyor. Bu yöntemlerin hepsi akıl almaz ve insanlık dışı yöntemler olduğunu tahmin ediyorsunuzdur. Müzede sergilenen insanlara işkence edilerek cezalandırma aletlerinin, insanlarının ne kadar acımasız ve zalim olabileceğini bir kez daha kanıtlar nitelikte. İşkence Müzesi’nin tamamına hakim olan loş ışık da içine girdiğiniz ürpertici atmosferi pekiştiriyor.
Günümüzde işkenceyi halen bir cezalandırma yöntemi olarak kullanan ülkelerin sayısının hiç de az olmadığı düşünülürse İşkence Müzesi’nin önemli bir misyonu olduğunu söylemek mümkün. Müzede segilenen işkenceyle ilişkili koleksiyonlar, ziyaretçilerde farkındalık yaratabilmesi amacıyla sergileniyor. İşkence Müzesi haftanın her günü sabah 10:00 ve akşam 23:00 saatleri arasında gezilebiliyor. Siz de Amsterdam’a giderseniz İşkence Müzesi’ni ziyaret edebilir ve Orta Çağ’ın karanlık geçmişinde huzursuz bir yolculuk yapabilirsiniz.
3-Masumiyet Müzesi, İstanbul

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un 2008 yılında yayınlanan romanı Masumiyet Müzesi, 1974 yılında başlayıp 2000’lerin başında sona eren bir aşk öyküsünü anlatıyor. Elbette romanda anlatılanlar yalnızca aşk öyküsüyle sınırlı değil. Pamuk, romanda okurlarına varlıklı ve orta halli aileler üzerinden dönemin İstanbul ve Türkiye panoramasını çiziyor. Romandaki hatıralar ve geri dönüşler de 1950’lerin Türkiye’sine ışık tutuyor. Üstelik, bu romanın oldukça önemli bir özelliği daha var: İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde, Orhan Pamuk tarafından kurulan ve romanla aynı ismi taşıyan bir müze bulunuyor.
Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’ndeki kurmaca evreni yansıtan bir müze açmaya 1990’lı yıllarda, henüz romanını tasarlarken karar vermiş. 2012 yılının bahar aylarında da bu hayali gerçeğe dönüştürerek Masumiyet Müzesi’nin kapılarını ziyaretçilerine açmış. Müze, bir kurmaca roman evreninden yola çıkılarak inşa edilmesi nedeniyle dünyada ilk ve tek olma özelliğini taşıyor. Romanın baş karakteri Kemal tarafından yıllar içinde toplanan eşyalar, koleksiyonlar halinde müzede sergileniyor. Hatta roman karakterlerinin gördüğü, duyduğu ya da hayal ettiği her şeyi müzede görmek mümkün.
Masumiyet Müzesi’ne ev sahipliği yapan bina, 19. yüzyıldan beri varlığını koruyan ve yakın zamanda restore edilmiş bir yapı. Kitapta seksen üç bölüm olduğu için, müzedeki koleksiyonlar da seksen üç adet vitrin üzerinde sergileniyor. Müzeye giriş ücretli, ancak Masumiyet Müzesi kitabının her bir baskısının içinde bir adet müze bileti yer alıyor. Müzeyi keyifle gezmek için kitabı okumuş olmak şart değil. Ancak elbette Masumiyet Müzesi okurları için müzedeki her bir eşya çok daha büyük bir anlam ifade ediyor.
4-Kötü Sanat Müzesi, ADB

ABD’nin Massachusetts eyaletinde bulunan Kötü Sanat Müzesi, görmeye alışık olduğunuz müzelerden farklı konsepte koleksiyonlarla adından söz ettiriyor. Bu müzede sanatseverlerin takdirini ve ilgisini kazanmış sanat eserlerin yerine, “göz ardı edilemeyecek ölçüde kötü” eserlere yer veriliyor. 1993 yılında kurulan müzede günümüzde 600 adet çok kötü sanat eseri sergilenmektedir. Eserlerin tümü de ün sahibi olmayan ressamların imzasını taşıyor ve her biri sanatçısı tarafından “kötü” ya da “berbat” eserler olarak niteleniyor.
Kötü Sanat Müzesi’nin ortaya çıkış hikayesi, 1990’lı yılların başında müzenin kurucusu olan Scott Wilson’un çöpte bir tablo bulmasıyla başlıyor. Wilson bulduğu ilk tablonun üzerine kötü sanat eserlerinin koleksiyonunu yapmaya karar vermiş ve bir süre bit pazarlarını gezerek farklı tablolar satın almış. Bu süreçte mesleği antikacılık olsa da zaman içinde koleksiyonerliğe geçiş yapmış. Topladığı kötü sanat eserleri bir sergi açmak için yeterli sayıya ulaşınca, ilk sergisini Boston’da yer alan bir evin bodrum katında sergilemeye başlamış. Zaman içinde sergiler Dedham Topluluk Tiyatrosu’na ve Somerville Tiyatrosu’na taşınmış. 1993 yılında da Massachussets’teki müze açılmış.
Wilson’un çöpten bulduğu ve müzenin kuruluşuna vesile olan eserin adı Çiçekli Alanda Lucy (Lucy in the Field with Flowers). Ne yazık ki kime ait olduğu bilinmeyen bu tablo, kötü sanat eserlerinin en kült olanlarından biri. Tablo müzede sergilenmeye başlayınca ve gazetelere çıkınca, tabloda resmedilen kişinin torunu müzenin küratörlerine ulaşmış. Meğer tablo uzun yıllar önce tabloda resmedilen Lucy’nin annesi tarafından yaptırılmış, hatta uzun süre de evlerinin salonunda asılı kalmış. Ancak Lucy’nin ailesi de tabloyu hiç beğenmediği için, bu eser zaman içinde çöpü boylamış ve bir şekilde Scott Wilson’un karşısına çıkmış.
Kötü Sanat Müzesi hâlen bağış yoluyla kötü sanat eserlerini toplamaya devam ediyor. Ancak eserin müzede sergilenmesi için gerçekten çok kötü olması şart. Gönderilen bazı eserler, küratörler tarafından yeterince kötü olmadığı gerekçesiyle kabul edilmiyor. Üç farklı galerisi bulunan müzede, galeri başına yaklaşık 60-70 eser düşüyor. Toplamda 600 eser olduğu için, galerideki eserler de dönüşümlü olarak değiştiriliyor. Siz de kötü sanat eserlerini yakından incelemek ve bu ilginç müzeyi gezmek isterseniz rotanızı Massachusetts’e çevirebilirsiniz.
5-Kadavra Müzesi, Guben

Birbirinden etkileyici sanat eserlerinin ve koleksiyonların sergilendiği müzeleri gezerken oldukça keyifli ve sizi alıp içine çeken bir atmosferin içine girersiniz. Ancak, Almanya’nın Brandenburg eyaletine bağlı Guben şehrinde yer alan Kadavra Müzesi, alışık olduğumuz müze tanımın çok dışında koleksiyonlarıyla sizi ürkütebilecek nitelikte bir müze. Restore edilmiş bir tekstil fabrikasının içine kurulmuş olan bu müzedeki üç bin metrekareyi aşkın sergi alanı, gerçek insan ve hayvan kadavralarına ev sahipliği yapıyor. Haliyle ortaya, keyif ve huşu içinde değil, muhtemelen ürpererek gezeceğiniz sıra dışı bir atmosfer çıkıyor.
Kadavra Müzesi, Polonyalı bir anatomist olan Gunther Von Hagens tarafından kurulmuş. Müzedeki insan ve hayvan bedenleri, sergiye uygun kadavralar haline dönüştürülebilmeleri için bir dizi işlemden geçiriliyor. Halka açık bir müze olan Kadavra Müzesi’nin amacı, anatomiyi herkes için ulaşılabilir kılmak. Zaten müzenin ziyaretçileri de genellikle doktorlardan, profesörlerden, sağlık çalışanlarından ve öğrencilerden oluşuyor. Çünkü Kadavra Müzesi, ziyaretçilerine çok sayıda eğitim atölyesine katılma ve çeşitli modellerin ya da plastinatların üzerinden pratik anatomi bilgisi kazanma şansı da tanıyor.
Kadavra Müzesi’ne giriş aslında ücretli. Ancak dileyen herkes, vücudunu ölümünden sonra kullanılması için bu müzeye bağışlayabiliyor. Bağışçı olan kişiler müzeye giriş için hayatları boyunca hiçbir ücret ödemiyor. Müze yalnızca Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri açık. Ayrıca, tüm ziyaretçilerin müze gezisi boyunca medikal maske takması gerekiyor. Müzeyi yalnız başına gezmek de mümkün, bir rehber eşliğinde de. Kas bütünlüğü tamamen korunan kadavralar hakkında detaylı anatomik bilgi sahibi olmak isteyen ziyaretçiler, gezilerini genellikle bir rehberin liderliğinde tamamlıyor.
6-Avanos Saç Müzesi, Kapadokya

Dünya’nın en ilginç müzeleri listelerine giren müzelerden birinin ülkemizde Nevşehir’in Avanos ilçesinde bulunan Saç Müzesi olduğunu biliyor muydunuz? Nevşehir’ li bir çanak ustası olan Galip Körükçü tarafından kurulan müze, 1979 yılında atölyesini ziyaret eden Fransız bir kadın turistin ona hatıra olarak saçından kestiği bir tutamı bırakmasıyla başlamış. Körükçü de bu saç tutamını atölyesinin duvarına asmış. Elbette, astığı ilk saç tutamının yıllar içinde dünyaca ünlü bir müze açmasına önayak olacağını hiç tahmin etmemiş. Ancak bu durum daha sonra bir gelenek haline dönüşmüş ve atölyeyi ziyaret eden kadın turistler arzu ettikleri takdirde saçlarından bir tutam keserek atölyenin duvarına asmaya başlamış.
Günümüzde Saç Müzesi’nde asılı olan saç tutamlarının sayısı tahminen 16 binden fazla. Hatta bu sayede müze, 1998 yılında Guiness Rekorlar Kitabı’na girmeyi de başarmış. Daha da ilginci, duvarlara asılmış her bir saç tutamının üstüne iliştirilen kağıtlarda saçın sahibinin ismi ve iletişim bilgileri de yer alıyor. Bu sayede saçların kimliği ve öyküsü de hatırlanabilir olarak kalıyor. Ayrıca, Körükçü her yıl bu isimler arasında bir çekiliş düzenleyerek kazanan kişiye bir haftalık bir Kapadokya tatili armağan ediyor. Çekilişe katılma hakkı kazanmak isteyen kadınların yapması gereken tek şey, Kapadokya seyahatlerinde Galip Körükçü’nün atölyesine uğrayarak ona bir tutam saç bırakmak.
Müzeye giriş ücreti de oldukça sembolik bir tutar. Eğer müzedeki hediyelik eşya bölümünden alışveriş yaparsanız ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz. Kısacası, her yıl ağırladığı yerli ve yabancı turistlerin sayısına baktığımızda, Saç Müzesi’nin Kapadokya’nın turizmine bir hayli katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Siz de Kapadokya seyahatinizde Saç Müzesi’ne uğrayabilir, dilerseniz bir tutam saçınızı müzeye bağışlayabilirsiniz.
7-Kanalizasyon Müzesi, Paris

Dünyanın en kötü kokan müzesi olan Kanalizasyon Müzesi, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunuyor. Kanalizasyon Müzesi dendiğinde ilk etapta aklınıza geçmiş yıllarda kullanılan kanalizasyon sisteminin parçalarına ya da sistemin nasıl işlediğini gösteren planlara rastlayabileceğiniz bir müze gelebilir. Ancak, aslında durum hiç de öyle değil. Bu müze gerçekten de kanalizasyonun içinde yer alıyor.
Orta Çağ boyunca ihtiyaç duyulan suyu doğrudan Seine Nehri’nden alan Fransızlar, Kral Philippe Auguste’ün talebi üzerine 1200’lü yıllarda Paris’in ilk kanalizasyonlarını inşa etmiş. Sokaklar asfaltlandıktan sonra, 1370 yılında da pis suyu Paris’in derelerine akıtan ilk kapalı kanalizasyon sistemi tamamlanmış. Sistem zaman içinde geliştirilmiş, 19. yüzyılda da tamamen yenilenerek modern haline kavuşmuş. İşte, Kanalizasyon Müzesi de size bu tarihe yakından tanıklık edebileceğiniz, pek hijyenik olmasa da son derece ilginç bir ortam sunuyor.
Kanalizasyon Müzesi’nin koridorları aslında kanalizasyon sisteminin dar ve karanlık tünellerinden oluşuyor. Tünellerin tamamı değil, yalnızca 450 metrelik bir bölümü ziyaretçilere açık. Ancak bu bölüm de bir şehrin yeraltında dolaşmak ve bir kanalizasyon sisteminin içinde bulunmak gibi sıra dışı bir deneyim için oldukça yeterli.
Yolunuz Paris’e düşer ve bir de alışılmışın tamamen dışında bir müze görmek isterseniz gezilecek yerler listenize Kanalizasyon Müzesi’ni de dahil edebilirsiniz. Müzenin resmi sitesinde yer alan uyarılarda da ziyaretçilere, pis kokan ve nemli bir ortama girecekleri hatırlatılıyor. Müzenin hediyelik eşya satılan bölümünde de doldurulmuş sıçanlar gibi son derece rahatsız edici objeler yer alıyor.
8-Cadılık ve Sihir Müzesi, Boscastle

Perilerin, sihirlerin ve cadıların yalnızca öykü kitaplarında ya da fantastik filmlerde var olabileceğini düşünen birçok kişi olabilir. Ancak, İngiltere’ye bağlı Cornwall kontluğunda bulunan Boscastle Şatosu, bu düşünceye katılmayan kişiler tarafından kurulmuş bir müzeye ev sahipliği yapıyor. 1960 yılında açılan ve zaman içinde çeşitli dönüşümlere uğrayarak günümüzdeki halini alan Cadılık ve Sihir Müzesi, cadılık tarihine ilgi duyan ve mistik olaylarla ilişkilendirilen objeleri yakından görmek isteyen kişilere hitap ediyor. Cornwall’da cadılığa ve büyülere ilişkin açılmış tek müze de olmamasına rağmen, içerisinde üç binden fazla belge ve obje bulunan Cadılık ve Sihir Müzesi, Cornwall’ın en popüler adreslerinden biri olmayı çoktan başarmış. Ziyaretçilerin müzeyi gezebilmek için önceden randevu alması gerekiyor.
Cadılık ve Sihir Müzesi, kurucusu Cecil Williamson’ un uzun yıllar süren uğraşları sonucunda açılmış. Çocukluğundan beri mistik olaylara ve sihirlere ilgi duyan Williamson, kariyer planını film yapımcılığı üzerine çizse de hayalindeki müzeyi açmayı da başarmış. Müze aslında 1960 yılında açılsa da bu tarihten sonra birkaç kez el değiştirmiş. Zaman içinde hem müzenin uluslararası tanınırlığı artmış hem de bağımsızlık kazanmış. Britanya’nın sihir tarihine ışık tutmayı amaçlayan ilginç koleksiyonlar, özellikle batıl inançlara ve büyüye ilgi duyan ziyaretçiler tarafından büyük rağbet görüyor. Koleksiyonlarda geçmiş yıllarda cadılık yüzünden yargılanan ve ölüm cezasına çarptırılan kadınlara dair bilgiler ve eşyalar da yer alıyor. Hediyelik eşya bölümünden ise büyük cadı şapkaları, çalı süpürgeleri ya da sihir küreleri gibi objeler satın alınabiliyor. Boscastle eski evleri, puslu sokakları ve ilginç mimarisiyle hâlihazırda mistik bir atmosfere sahip olan bir köy olduğu için, Cadılık ve Sihir Müzesi de bu atmosferi pekiştiriyor.
9-Araftaki Kutsal Ruhlar Müzesi, Roma

Dünyanın en ilginç temalı müzelerinden biri olan Araftaki Kutsal Ruhlar Müzesi, İtalya’nın başkenti Roma’nın merkezinde bulunan bir kilisenin içinde yer alıyor. Araftaki Kutsal Ruhlar Müzesi, isminden de anlaşılabileceği gibi ruhlarının arafta sıkışıp kaldığı düşünülen kişilerden geriye kalan eşyaların ve izlerin sergilendiği bir müze. Üstelik, bu müzenin kuruluş öyküsü de oldukça ilginç.
Araftaki Kutsal Ruhlar Müzesi’nin kuruluşuna, 1897 yılında Roma’daki Chiesa del Sacro Cuore del Suffragio adlı kilisede çıkan yangın sebep olmuş. Yangın sırasında kilisenin şapeli de alevler içinde kalmış. Bu dönemde kilisenin rahipliğini yapan Victor Jouët, sunağın ardında kalan duvarda aniden bir insan yüzü görmüş. Victor Jouët’e göre, ona oldukça hüzünlü ve mutsuz bakan bu kişi, arafta yaşamaya mahkum edilmiş olması nedeniyle hayattaki insanlarla iletişim kurmaya çalışıyormuş.
Yangından sonra da bu olayı aklından bir türlü çıkaramayan rahip, zamanının önemli bir bölümünü arafta kalmış diğer ruhlar hakkında belgeler, izler ve kanıtlar bulmaya adamış. Zaten müzedeki koleksiyonu oluşturan yaklaşık on belge ve fotoğraf da Jouët tarafından bir araya getirilmiş. Bu belgelerin arasında çoğunlukla söz konusu kişilerin ölümlerinden sonra bir yere bıraktıklarına inanılan parmak izleri bulunuyor. Koleksiyondaki her bir obje kutsal kabul ediliyor.
Araftaki Kutsal Ruhlar Müzesi’nin kuruluş amacı ziyaretçilerin buraya geldiklerinde arafta kalan ruhların huzura kavuşmaları için dua etmesini sağlamak. Elbette müzede sergilenen belgelerin doğruluğuna ilişkin herhangi bir kanıt yok. Ancak, hem kilisenin hem de müzenin atmosferi, ziyaretçilerde ürperme hissinin oluşmasına yol açabiliyor. Roma seyahatinizde ilginç bir deneyim yaşamak ve dünyanın en sıra dışı müzelerinden birini ziyaret etmek isterseniz siz de rotanızı Araftaki Kutsal Ruhlar Müzesi’ne çevirebilirsiniz.
10-Parazit Müzesi, Tokyo

Dünyanın açık ara en ilginç ve ürpertici müzelerinden biri olan Parazit Müzesi, dürüst olmak gerekirse, gezerken pek içinizin açılacağı bir ortama sahip değil. Japonya’nın başkenti Tokyo’da yer alan bu sıra dışı yer, aynı zamanda dünyada parazitlere adanan tek müze olma özelliğini taşıyor. 1953 yılından beri ziyaretçilerini ağırlayan müzenin kurucusu Dr. Satoru Kamegai, bu garip fikre insanlara yaşamın döngüsü ve parazitler hakkında detaylı bilgiler verebilmek amacıyla imza atmış. Zaten müze de yıllardır parazitler üzerinde çalışan bir bilimsel tesisin içinde yer alıyor.
Parazit Müzesi’nde sergilenen parazit örneklerinin ve bunlarla ilişkili malzemelerin sayısı yaklaşık 300 civarında. İki kattan oluşan müzenin zemin katı, parazitlerin ne kadar çeşitli olduğunu göstermek amacıyla sergilenen farklı örneklere ayrılmış. Ayrıca, bu katta yine bu tema üzerinden çekilmiş bazı eğitici filmlerin gösterimleri de gerçekleşiyor. İkinci katta ise, parazitlerin yaşam döngüsü ve insan hayatı üzerindeki etkilerini sergilemek için düzenlenmiş. Bu kattaki koleksiyonlar parazitlerin insanların hangi organlarına bulaşabildiğini ve bulaştıkları takdirde nelere sebep olabileceğini anlatıyor.
Parazit Müzesi’ni gezmek için gerçekten sağlam bir mideye ihtiyacınız var. Çünkü müzede sergilenen parazitler size pek hoş bir görünüm sunmuyor. Ancak gerçekten olağandışı bir müzeyi gezmek ve parazitler hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak istiyorsanız, rotanızı çevirebileceğiniz en doğru adres Parazit Müzesi.
11-Dış Borç Müzesi, Buenos Aires

Arjantin’de 2001-2002 yıllarında başlayan büyük ekonomik kriz, dünyanın en ilginç müzelerinden birinin kurulmasına yol açmış. Buenos Aires Üniversitesi’nde yer alan ve 2005 yılında kurulan Dış Borç Müzesi, kelimenin tam anlamıyla ibret-i alem olsun diye açılmış bir müze. Gerçi Arjantin ekonomisinin halen düzelmemiş olduğunu düşünürsek, müzede sergilenen eserlerin ne kadar ibret alınmasına yol açtığı tartışılabilir. Ancak, bu durum Dış Borç Müzesi’nin dünyanın en garip müzelerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. 2001 yılında 100 milyar dolarlık bir tutara ulaşarak dünyanın en yüksek dış borcuna sahip olan Arjantin, Dış Borç Müzesi’nde dışarıya borçlanmanın nasıl tehlikelere yol açabileceğine dikkat çekmeye çalışıyor.
Üniversitenin ekonomi bölümünde bulunan müzeye giriş ücretsiz. Müzede sergilenen eserler arasında çocuklara da dış borcun tehlikesini uygun bir dille anlatmaya yönelik oyuncaklar ve maketler var.
Elbette müzedeki eserler yalnızca çocuklara yönelik şekilde tasarlanmamış. Dikkat çeken bir diğer tasarım da müzedeki devasa siyah sünger. Alınan borçlardan elde edilen paranın da tükendiği, kısacası yolun sonuna gelinen anı simgeleyen bu sünger kara deliği temsil ediyor. Ziyaretçiler arzu ettikleri takdirde bu deliğe girebiliyorlar. Kısacası, halkın yaklaşık %40’ının uzun yıllardır açlık sınırının altında yaşadığı Arjantin’de, Dış Borç Müzesi oldukça önemli bir değer atfediyor. Siz de Buenos Aires’i ziyaret ederseniz bu müzeyi gezebilir ve içindeki ilginç eserleri daha yakından inceleyebilirsiniz.
12-Hiçbir Şey Müzesi, Zürih

İsviçre’nin Zürih şehrinde bulunan Hiçbir Şey Müzesi, adından da anlaşılabileceği üzere size bambaşka bir müze deneyimi vadediyor. Bu müzede sanat eserleri, koleksiyonlar ya da değerli parçalar yok. Müzenin tamamı, boş duvarlardan ya da tablolardan oluşuyor.
Hiçbir Şey Müzesi, sanat tarihinde “hiç” kavramına ve onun çeşitli tezahürlerine adanmış tek müze. Aslında müzede çok sayıda sanat eseri var. Hatta bu eserlerden bazıları Andy Warhol, Marcel Duchamp, Yves Klein, Piero Manzoni ve Richard Serra gibi 20. ve 21. yüzyılın ünlü sanatçılarının imzasını da taşıyor. Ancak bu eserlerin bazıları zaten yalnızca bomboş çerçevelerden oluşuyor, bazılarını ise gözle görmek mümkün değil. Örneğin, müzede sergilenen heykellerin birçoğu görünmeyen malzemeler ya da hava kullanılarak inşa edilmiş. Durum böyle olunca, ortaya da oldukça ilginç bir manzara çıkıyor. Bomboş bir müzenin içine girdiğinizde tam olarak neyi incelemeniz gerektiği konusunda bir hayli afallıyorsunuz.
Hiçbir Şey Müzesi’nin kuruluş motivasyonu da aslında oldukça ilginç. Hiçliğin tıpkı güzellik ve çirkinlik gibi ayırt edici özellik taşıyan bir estetik unsuru haline gelmesi, müzenin kurucularının aklına hiçlik kavramını somutlaştırma fikrini getirmiş. Hiçliği tanımlamaya, somutlaştırmaya ya da temsil etmeye yönelik tüm denemeler bugüne dek sonuçsuz kaldığı için, bu müzeyle söz konusu paradoksa yeni bir yorum getirmeye karar vermişler. Müzenin kuruluş amacı da ziyaretçileri estetik algısını yeniden sorgulamaya ve üretken düşünceye teşvik etmek. Müzenin her biri iki kanattan oluşan dört katında da bu amaçla ortaya konmuş eserler yer alıyor.
Hiçbir Şey Müzesi’nin kurucuları “hiçlik” kavramını dünyanın dört bir yerine yayabilmek için 2015 yılında müzeyi tura çıkarmaya da karar vermiş. Bu misyonla müze, yıllardır kıtadan kıtaya seyahat ediyor. 2015 yılında Orta ve Kuzey Avrupa’ya, 2016 yılında Kuzey Amerika’ya, 2017 yılında da Orta Amerika’ya gitmiş. Siz de hiçbir şeyle yakından temas etmek istiyorsanız Zürih’e yolunuz düşerse bu müzeye uğrayabilirsiniz.
13-Cenaze Arabaları Müzesi, Barcelona

Barcelona’da gezip görecek çok fazla şey var. Bunların başında da kente damgasını vuran Gaudi geliyor, ancak kentin pek bilinmeyen ancak son derece ilginç noktaları da var. Bunlardan biri, Cenaze Arabaları Müzesi. 18. yüzyıldan bugüne çeşitli cenaze arabalarını görebileceğiniz müzede, arabaların içine oturtulan kuklalar da dönemin kıyafetlerine sahip.
Burada çeşitli giysilerle süslenmiş cenaze arabaları sergileniyor. Koleksiyonda 13 cenaze arabası, aileleri kiliseye ve mezarlığa götürmek için 6 antrenör ve 3 motorlu araç yer alıyor. Müze, cenaze törenlerinin yanı sıra cenaze törenlerinin gelişimi hakkında ilginç bir fikir vermektedir.
14-Süt Şişesi Müzesi, Stanford-le-Hope

Paul Luke emekli bir sütçü ve 9 yaşında bu hobiye merak saran Paul zamanı gelince mesleğini de bu yönde belirlemiş. Belli bir zaman sonra evine sığdıramadığı şişeler için arka bahçesinde bir müze inşa etmek zorunda kalmış. O zamandan beri şişeleri müzede sergileyen Paul’un koleksiyonunda bulunan en eski şişe 1890 tarihinden. 10.000’den fazla süt şişesi Süt Müzesi’nde sergilenmektedir. Yanı sıra, sütçü üniformaları, şapkaları, rozetleri ve diğer eşofmanlar ve kıyafetler de bulmak mümkün. Süt Şişeleri Müzesi, en büyük süt şişeleri koleksiyonu için dünya rekorunu kırdı .
15-Shin Yokohama Ramen Müzesi, Yokohama

Japon yemek kültürünün bir parçası olan ramen’ler (Japon eriştesi), haşlanmış suya karıştırılabilir halde satışa çıkarıldığı 1958’den bu yana ülkede son derece popüler. Öyle ki, Japonya’da ünü dünyaya yayılan ramene adanmış bir müze mevcut. Müzede ramen çeşitleriyle birlikte ramen’le hazırlanan türlü tarifler de sergileniyor.
16-Yanmış Yiyecek Müzesi, ABD

1980’li yılların son dönemlerinde Amerika’da Arp Sanatçısı Deborah Henson Conant tarafından kurulan Yanmış Yemek Müzesi, konsept olarak son derece ilgi çeker nitelikte ziyaretçilerini ağırlıyor.
Henson Conant’ın arkadaşları için hazırladığı yemeklerin altını yakmasıyla başlayan fikir, müze oluşumuyla renk bulmuş. Müzede; simsiyah yemekler, yanık kekler, kül renginde tost çeşitlerinin yanında yanmış tava ve tencereler de bulunuyor.
17-Patates Kızartması Müzesi, Belçika

Dünyanın bilinen tek patates kızartması müzesi olan Friet Museum, Belçika halkının patates kızartmasının tarihi araştırarak müşterilerine sunması şeklinde faaliyet gösteriyor. 14. yüzyıldan kalma bir binada bulunan müzede İnka döneminden günümüze kadar olan dönemdeki patatesin serüveni, lezzetli ikramlar eşliğinde sunuluyor.
18-İç Çamaşırı Müzesi, Brüksel

Dünyanın en abartılı ve orijinal müzelerinden biri Brüksel’de. Ünlüler İç Giyim Müzesi, ziyaretçileri tam anlamıyla en şehvetli ve kışkırtıcı sergiler ile sunuyor. Müzede, şov dünyasında ünlülerin ve siyasilerin iç çamaşırlarını görebilirsiniz. Müzede sunulan tüm giysilerin yalnızca ünlülerin mülkiyetinde olmayıp aynı zamanda en az bir kez çekildiği de belirtmek gerekir.
19-Uluslararası Casusluk Müzesi, Washinton

Amerika Birleşik Devletleri’nin kalbi Washington’da bulunan Uluslararası Ajan Müzesi, özellikle aksiyon ve macera dolu ajan filmlerine ve bilim kurgu romanlara ilgi duyanlar için ideal. Minyatür kameralardan radyo alıcılarına, gizli silahlardan buluşma yerlerine kadar bu müzede yok yok. Son derece zengin bir koleksiyona sahip olan müze film arşivi, tarihi fotoğraflar ve güncel ajan filmlerine ait obje ve oyuncaklar ile daha da zenginleştirilmiş durumda.
Müzede James Bond gibi özel temalarda sergilerin ya da şovların sergilendiği bir de etkinlik takvimi var.
Eğer müze gezisiyle birlikte bir ajan macerasına da katılmak isterseniz, kombine bilet alarak bu deneyimi yaşayabilirsiniz.
20-Deneyler Müzesi, St. Petersburg

Dünyanın ilk genetik deney türleri Rusya‘nın St.Petersburg şehrinde bulunan Kunstkamera Müzesi‘nde sergileniyor. Rusya‘nın ilk müzesi olarak kabul edilen Kunstkamera, Çar Petro tarafından kurulmuş. Kunstkamera ise ‘Meraklar Odası’ anlamına geliyor. Çar Petro genetik bilim çalışmalarını Hollanda‘dan anatomi uzmanı Dr. Ruysch‘u getirterek sürdürmüş. Ruysch’nın 300 yıl önce gerçekleştirdiği genetik deneyler kavanozlarda sergileniyor.
21-Mumya Müzesi, Guanajuato, Meksika
Müzenin bulunduğu yer olan Guanajuato, aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bir eyalet başkenti. Mumya Müzesi’nde her an minicik ölü bir çocuk bedenini karşınızda bağdaş kurmuş otururken bulabilirsiniz. Üstelik buradaki mumyalama süreci, tamamen bölgenin iklim koşulları nedeniyle doğal olarak meydana geldiği için iki kat fazla ilgi çekiyor.
19. yüzyılda bu antik kentte kişiler mezar yerleri için her yıl vergi ödemek durumundaymış. Vergisi ödenmeyenlerin mezardan çıkarılması ne kadar ilginçse; mezardan çıkan zavallı bedenlerin hiç bozulmamış olması da o kadar ilginç! Böylece toprağın altında keşfedilen onlarca mumya, Mumya Müzesi’nin de yolunu açmış. 19. yüzyıldan kalma bedenler neredeyse bütün orijinallikleriyle, tüyler ürpertici biçimde Mumya Müzesi’nde varlık gösteriyor.
22-Cancun Su Altı Müzesi, Meksika
Meksika’nın Karayipleri olarak da anılan Cancun, dünya çapında son derece popüler bir turist destinasyonu. Cancun’da dünyanın en ilginç su altı müzeleri‘nden birini de bulabilirsiniz. Tabii bu muhteşem görsel şölene yakından tanıklık etmek için; şnorkelle ya da aletli dalış gibi bir yolla suyun altına inmeniz gerekecek.
Deniz altında kendine ve nefesine güvenmeyenler için de kısaltması MUSA olan müzeyi ziyaret etmenin farklı yolları düşünülmüş. Çevresi camlarla kaplı botlar her yaştan ve her kesimden ziyaretçinin ilgisine açık.
23-Penis Müzesi, İzlanda

İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te dünyanın en ilginç müzelerinden biri var, adı da İzlanda Penis Müzesi. Karada ve suda yaşayan 200’den fazla canlıya ait penisler bu müzenin konusunu oluşturuyor. Balinalara, fillere ve hatta insanlara ait, aklınıza gelebilecek birçok örneği ile penisin her boyutu bu müzede mevcut.
Müzenin kurucusu Sigurdur Hjartarson, 1974 yılından beri biriktirdiği hayvan penislerinden yola çıkarak 1990 yılında bu müzeyi halkın ziyaretine açmış. Müze tanıtımında; koleksiyoncunun sakladığı ilk objenin bir boğaya ait olduğu belirtiliyor. Ayrıca, müzede falik eşyalarla süslü müzede çeşitli yöntemlerle saklanmış balina spermi, etnografik penis figürleri var.
24-Tarihi Vibratörler Müzesi, San Fransisco

Joani Blank‘ın San Fransisco‘da açtığı bu müze 20 yılı aşkın bir süreden bu yana konuklarını ağırlıyor. Türünün ilk örneği sayılan müzenin kurucusu Joani Blank zaman içerisinde akrabalarının gönderdiği tüm antika vibratörleri San Francisco Polk Street mağazasında sergiliyor.
Koleksiyonda yer alan ürünler 1800’lerin sonundan 1970’lere kadar uzanıyor. Tıpkı sergimizdekiler gibi düzinelerce elektrikli vibratör stili, öncelikli olarak tıp uzmanlarına, daha sonrasında herkese sunuldu.
25-Uluslararası Tuvalet Müzesi, Yeni Delhi

Müze, tuvaletlerin MÖ 2500’den günümüze kadar olan tarihsel evrimini detaylandıran nadir bir gerçekler, resimler ve nesneler koleksiyonuna sahiptir. Teknoloji, tuvaletle ilgili sosyal gelenekler, tuvalet görgü kuralları, geçerli sıhhi koşullar ve farklı zamanların yasama çabalarıyla ilgili gelişmelerin kronolojik bir hesabını sunar. MS 1145’ten modern zamanlara kadar kullanılan geniş bir tuvalet, lazımlık, tuvalet mobilyası, bide ve klozet teşhirine sahiptir. Ayrıca tuvalet ve kullanımları ile ilgili güzel şiirlerden oluşan nadir bir koleksiyona sahiptir.
Müzede sergilenen resimler, toplumların klozetlerden (WC) yararlanamadığı zamanlarda dünyanın nasıl bir yer olduğunu ve icadının getirdiği değişiklikleri fark ettiriyor. Ayrıca, Roma imparatorlarının altın ve gümüşten yapılmış klozetlere nasıl sahip olduklarını da gösteriyor.
Müze, doktorlar, hemşireler, okul öğrencileri, planlamacılar, Devlet Memurları, antropologlar, mühendisler, bilim adamları, tasarımcılar vb. gibi Hindistan’dan ve yurtdışından günlük bir ziyaretçi akışı almaktadır.
26-Hamamböceği Müzesi, Teksas

Böcek ilaçlama uzmanı olan Michael Bohdan’ın kurduğu bu müzede binlerce ‘hamam böceği sanatı’ na rastlayabilirsiniz. Michael Bohdan bu haşereleri öyle süslemiş ki; hamamböcekleri gerçekten seyirlik olmuş. Her birine isim takan Michael Bohdan, böceklerinin kimisini plaj ortamına kimisini de giydirip mini piyanonun başına oturtmuş.
Birbirinden enteresan temalara sahip bu sıra dışı müzeleri görmek için, özel bir seyahat planına ihtiyacınız olduğunda ekibimiz sizlere yardımcı olmaktan mutluluk duyacaktır.
Tamamen emniyetiniz ve konforunuz göz önüne alınarak, sizin talep ettiğiniz zaman aralığı için, hemen özel uçak rezervasyonu yaptırmak için bize ulaşın!
Özel Uçak seyahatiniz Dünya’nın neresine olursa olsun, keyifli bir uçuş ve muhteşem bir deneyim yaşayacağınızdan şüpheniz olmasın!
Keyifli seyahatler dileriz…

